FORUMiLK
 
Geri git   Forum Ana Sayfa > İnsana Dair > İslam Dini > İslami Yazılar ve Bilgiler

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 15.10.2006, 14:47   #6
 
Üyelik tarihi: 15.10.2006
Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.416
Tecrübe Puanı: 1 _McKıLıC_
Standart




Resulullahın elçisi Hz. Dıhye, Heraklius'u İslâm dinine davet ettiedi ki:
"Ben seni İsa aleyhisselamın kendisine namaz kılmış olduğu Allahü teâlâya iman etmeye davet ediyorum. Ben seni, önceden Musa aleyhisselamın, ondan sonra İsa aleyhisselamın, geleceğini müjdeleyip haber verdiği şu ümmi Peygambere imana davet ediyorum. Eğer, bu hususta bir şey biliyor, dünya ve ahiret saadetini kazanmak istiyorsan, onları gözlerinin önüne getir. Yoksa ahıret saadetini elden kaçrır, küfür ve şirk içinde kalırsın. Şunu da iyi bil ki, senin Rabbin olan Allahü teâlâ zalimleri helak edici ve nimetleri değiştiricidir" dedi.

Heraklius; "Ben, elime geçen bir yazıyı okumadan yanıma gelen bir alimden bilmediklerimi sorup öğrenmeden bırakmam. Bundan ancak hayır ve iyilik görürüm. Sen bana düşünüp hakikatı buluncaya kadar mühlet ver" dedi.
Heraklius, daha sonar hazret-i Dıhye'yi yanına çağırıp, baş başa konuştu. Kalbindekini, şöyle açıkladı:

"Ben biliyorum ki, seni gönderen zat, kitaplarda geleceği müjdelenen ve gelmesi beklenen ahır zaman peygamberidir. Yalnız, O'na uyarsam; Rumların beni öldürmesinden korkuyorum. Seni, onların içinde en büyük alimleri ve benden ziyade itibar gösterdikleri bir kimse olan Dagatır'a göndereyim. Bütün hıristiyanlar ona tabidir. Eğer o iman ederse, Rumların hepsi iman ederler. Ben de o zaman kalbimde olanı ve itikadımı açığa vururum."

Bundan sonra Heraklius, bir mektup yazarak Dıhye'ye verip, Dagatır'a gönderdi. Resulullah efendimiz, Dagatır'a da mektup göndermişti. Dagatır, mektupları okuyup, Peygamber efendimizin vasıflarını işitince, O'nun, hazret-i Musa'nın ve hazret-i İsa'nın geleceğini haber verdikleri ahır zaman peygamberi olduğunda hiç şüphe olmadığını söyledi ve iman etti.
Evine gitti, kapandı ve her Pazar yaptığı vazlara üç hafta çıkmadı. Hıristiyanlar; "Dagatır'a ne oluyor ki, o Arabla görüştüğünden beri dışarı çıkmıyor? O'nu istiyoruz!" diye bağırdılar.

Dagatır, üzerindeki siyah papaz elbisesini çıkardı. Beyaz elbise giydi, elinde asası ile kiliseye geldi. Beldenin ahalisini topladıktan sonra ayağa kalkarak; "Ey hıristiyanlar! Biliniz ki, bize Ahmed'den (aleyhisselam) mektup geldi. Bizi hak dine davet etmiş. Ben açıkça biliyor ve inanıyorum ki, O, Allahü teâlânın hak resulüdür" dedi.

Hıristiyanlar bunu işitince, Dagatır'ın üstüne yürüdüler ve döverek şehid ettiler. Dıhye gelip, durumu Heraklius'a haber verdi. Heraklius;

"Ben sana söylemedim mi? Dagatır, hıristiyanlar katında benden daha sevgili ve azizdir. Eğer duysalar beni de onun gibi katl ederler" dedi.

Heraklius, hazret-i Dıhye'ye birbirinden kıymetli hediyeler verdi. Ayrıca Peygamber efendimize bir mektup yazdı. Mektubunu, hazırlattığı hediyeleri, Dıhye ile sevgili Peygamberimize gönderdi. Heraklius Müslüman olmak istemiş, fakat makam ve ölüm korkusundan iman etmemişti. Peygamber efendimize yazdığı mektupta,

"Hazret-i İsa'nın müjdelediği Allah'ın Resulü Muhammed'e; Rum hükümdarı Kayser'den! Elçin mektubunla birlikte bana geldi. Ben şehadet ederim ki, sen Allah'ın hak resulüsün. Zaten biz, seni, İncil'de yazılı bulduk ve hazret-i İsa, seni bize müjdelemişti. Rumları sana iman etmeye davet ettimse de buna yanaşmadılar. Beni dinleselerdi muhakkak ki, bu onlar için hayırlı olurdu. Ben senin yanında bulunup sana hizmet etmeyi ve ayaklarını yıkamayı çok arzu ediyorum" deniyordu.

__________________
_McKıLıC_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15.10.2006, 14:47   #7
 
Üyelik tarihi: 15.10.2006
Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.416
Tecrübe Puanı: 1 _McKıLıC_
Standart

Resulullahın elçisi Hz. Dıhye, Heraklius'dan ayrılıp Hisma'ya geldi. Yolda Cüzam vadilerinden Şenar vadisinde, Huneyd bin Us, oğlu ve adamları Hz. Dıhye'yi soydular. Eski elbiselerinden başka nesi varsa aldılar.

Bu mevkide, Dübeyb bin Refae bin Zeyd ve kavmi İslâmiyet'i kabul etmişlerdi. Dıhye bunlara gelip olanları anlatınca bunlar, Hüneyd bin Us ve kabilesinin üzerine yürüyüp, eşyaların hepsini geri aldılar.

Daha sonra Resulullah efendimiz, Zeyd bin Haris'i Hüneyd bin Us ve adamlarının üzerine gönderdi. O beldede olanların hepsi iman etti. Hazret-i Dıhye, Medine'ye gelince, evine uğramadan doğru Habib-i ekrem efendimizin kapısına gitti. Kapıyı çaldı. Peygamberimiz; "Kim o?" diye sordu. Dıhye; "Dıhyet-ül Kelbi" dedi. Alemlerin efendisi; "İçeri gir" buyurdular.

Dıhye içeri girdi ve olanları bütün teferruatı ile anlattı. Peygamber efendimiz, Heraklius'un mektubunu okudu: "Onun için, bir müddet daha saltanatta kalmak vardır. Mektubum yanlarında bulundukça, onların saltanatı devam edecektir" buyurdu.

Heraklius, mektubunda Peygamberimize iman ettiğini yazmış ise de, Resulullah efendimiz; "Yalan söylüyor. Dininden dönmemiştir" buyurdular.
Heraklius, sevgili Peygamberimizin mektubunu ipekten bir atlasa sarıp, altın yuvarlak bir kutunun içerisinde muhafaza etti.

Heraklius ailesi bu mektubu saklamışlar ve bunu da herkesten gizli tutmuşlardı. Bu mektup ellerinde bulunduğu müddetçe, saltanatlarının devam edeceğini söyler ve buna inanırlardı. Hakikaten de öyle olmuştur.

Resu-i ekrem efendimiz, Hatib bin Ebi beltea'yı , Mısır hükümdarına göndermeden önce; "Ey Eshabım! Mukafatı Allahü teâlâdan beklemek üzere şu mektubu, Mısır hükümdarına hanginiz götürür?" diye sorunca, hazret-i Hatib, yerinden fırlayıp ayağa kalktı ve; "Ya Resulallah! Ben götürürüm!" dedi. Peygamberimiz de; "Ey Hatib! Bu vazifeni, Allahü teâlâ senin hakkında mübarek eylesin?" buyurdu.

Hatib bin Ebi Beltea hazretleri, mektubu sevgili Peygamberimizden aldı. Veda edip, evine gitti. Hayvanını hazırladı. Ailesi ile de vedalaştıktan sonra, yola çıktı.

Mısır hükümdarı Mukavkıs'ın İskenderiyye'de olduğunu öğrendi ve sarayına ulaştı. İçeriye almadan önce, maksadını öğrenen kapıcı, Hatib'e çok hürmet itti. Onu hiç bekletmedi. Mukavkıs, o sırada deniz üzerinde bir gemide adamlarıyla konuşuyordu. Hazret-i Hatib, bir sandala binip, Mukavkıs'ın bulunduğu yere geldi. Peygamberimizin mektubunu verdi. Mektubu Hatib'den alan Mukavkıs, okumaya başladı:

"Bismillahirrahmanirrahim!
Allahü teâlânın kulu ve resulü Muhammed'den, Kıbt'ın (eski Mısır halkının) büyüğü Mukavkıs'a!

Selam, hidayete uyanların üzerine olsun. Seni, selamet bulman için İslâm'a davet ederim. Müslüman ol ki, selamet bulasın ve Allahü teâlânın iki kat ecrine nail olasın. Eğer yüz çevirirsen bütün Kıbt'ın günahı senin üzerinedir. "Ey ehl-i kitab olan (Yahudi ve hıristiyanlar)! Aramızda ortak olan kelimeye geliniz. O da, Allahü teâlâdan başka hiçbir şeye tapınmayız ve O'na hiçbir şeyi ortak etmeyiz. Allahü teâlâyı bırakıp, içimizden hiç kimseyi yaratıcı Rab tanımayız. Eğer bu sözden yüz çevirirlerse; "Şahit olunuz. Biz Müslümanız" deyiniz!" (Al-i İmran suresi: 64)

__________________
_McKıLıC_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15.10.2006, 14:47   #8
 
Üyelik tarihi: 15.10.2006
Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.416
Tecrübe Puanı: 1 _McKıLıC_
Standart

Mısır hükümdarı Mukavkıs, gece Resulullahın elçisi Hatib hazretlerini uyandırıp, Peygamber efendimiz hakkında bir çok sorular daha sormak istediğini bildirdi.
Sonra; "O'nun hakkında soracağım şeylere doğru cevap verirsen, üç şey sormak istiyorum" dedi. Hatib; "İstediğini sor! Ben sana daima doğruyu söyleyeceğim" diye cevap verdi.

Mukavkıs; "Muhammed, insanları neye davet ediyor?" Hazret-i Hatib; "Yalnız Allahü teâlâya ibadet etmeye davet ediyor. Gece ve gündüzde beş vakit namazı kılmayı, Ramazan orucunu tutmayı, verilen sözde durmayı emrediyor. Ölmüş hayvan eti yemeği men ediyor" buyurdu.

Mukavkıs; "O'nun şekil ve şemailini (görünüşünü) bana tarif et!" diye sorunca da; kısaca tarif etti. Bir çoğunu saymamıştı.

Mukavkıs; "Anlatmadığın daha bazı şeyler kaldı. Öyle ki, gözlerinde azıcık kırmızılık, arkasında peygamberlik mührü vardır. Kendisi merkebe biner, hurma ve az etli yemekle geçinir. Amcaları veya amcaoğulları tarafından korunur" dediğinde, hazret-i Hatib; "Bunlar da onun sıfatıdır" dedi.

Mukavkıs, Hatib hazretlerine, Peygamberimiz hakkında; "Sürme kullanır mı?" diye sordu. O da; "Evet! Aynaya bakar, saçını tarar, seferde, hazarda, aynayı, sürmedanlığı, tarağı, misvağı yanından ayırmaz!" dedi.

Mukavkıs kararını şöyle bildirdi:

"Ben, gelecek bir peygamber kaldığını biliyor ve Şam'dan çıkacağını sanıyordum. Çünkü daha önceki peygamberin Arabistan'da, sertlik, darlık, yokluk ülkesinde çıkacağını da kitaplarda görmüştüm. Kitaplarda sıfatlarını yazılı bulduğumuz peygamberin ortaya çıkma zamanı da, şüphesiz bu zamandır. Biz, O'nun vasfını; iki kız kardeşi bir nikah altında birleştirmez, hediyeyi kabul eder, sadakayı kabul etmez. Fakirlerle, yoksullarla oturur, kalkar! diye kitapta yazılı bulmuştuk. O'na uymak hususunda Kıbtiler beni dinlemezler. Ben saltanatımdan da ayrılamayacağım. Bu hususta çok cimriyim. O peygamber, ülkelere hakim olacak, kendisinden sonra da sahabileri, bu topraklarıma kadar gelip konacaklar. En sonunda şuradakilere galib geleceklerdir. Ben Kıbtilere bundan ne bir kelime anarım, ne de hiçbir kimseye, bu konuşmamı bildirmek isterim!"

Mukavkıs, Arabca yazan katibini çağırdı. Peygamberimizin mektubuna şöyle cevap yazdırdı:

"Abdullah'ın oğlu Muhammed'e, Kıbtilerin büyüğü Mukavkıs'tan!

Selam, senin üzerine olsun. Gönderdiğin mektubunu okudum. Orada zikrettiğin şeyi ve yaptığın daveti anladım. Ben de bir peygamberin geleceğini biliyordum. Ama onun Şam'dan çıkacağını zannediyordum. Elçine ikramda bulundum. Sana Kıbtilerin yanında büyük değeri bulunan iki cariye ile, giyecek elbise gönderdim. Bir de binmen için dişi bir katır hediye ettim."

Mukavkıs, bundan başka bir şey yapmadı, Müslüman da olmadı. Hazret-i Hatib'i, Mısır'da beş gün misafir etti. Çok hürmet gösterip, ikramlarda bulundu. Sonra; "Hemen memleketine, sahibinin yanına dön! O'nun için iki cariye, iki binek hayvanı, bin miskal (Bir miskal 4,8 gr.) altın, yirmi takım Mısır işi ince elbise ve daha başka hediyeler gönderilmesini emrettim. Senin için de, yüz dinar ve beş takım elbise verilmesini söyledim. Yanımdan ayrılıp git! Sakın, Kıbtiler, senin ağzından tek kelime bile işitmesinler!" dedi.

__________________
_McKıLıC_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15.10.2006, 14:47   #9
 
Üyelik tarihi: 15.10.2006
Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.416
Tecrübe Puanı: 1 _McKıLıC_
Standart

Mısır Hükümdürı Mukavkıs, Peygamber efendimize, ayrıca billur bir kadeh, kokulu bal, sarık, Mısır'a mahsus keten kumaşı, öd, misk gibi güzel kokular, baston, bir kutu içinde sürmelik, gül yağı, tarak, makas, misvak, ayna, iğne ve iplik de hediye etti.

Mukavkıs, İslâm elçisi Hatib bin Ebi Beltea hazretlerinin yanına, muhafız askerler katarak gönderdi. Arabistan topraklarına ayak bastıklarında Medine'ye giden bir kafileye rastladılar.

Hatib, Mukavkıs'ın askerlerini geri çevirip, o kafileye katıldı. Hatib bin Ebi Beltea, hediyelerle Medine'ye gelip, Resulullah'ın huzuruna çıktı. Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Mukavkıs'ın hediyelerini kabul etti. Hatib , Mukavkıs'ın mektubunu verip, sözlerini nakledince, Peygamber efendimiz; "Ne kötü adam! Saltanatına kıyamadı. Halbuki iman etmesine mani olan saltanatı ise, kendisinde kalmayacak!" buyurdular.

Mukavkıs'ın, Peygamberimize, hediye olarak gönderdiği iki cariye, Mariye ve kardeşi Sirin'di. Hatib bin Ebi Beltea , yolda bunlara Müslüman olmalarını teklif edince, kabul edip, Müslüman olmuşlardı.

Peygamber efendimiz, hazret-i Mariye validemizin Müslüman olmasına çok sevinip, onu nikahıyla şereflendirdiler. Ondan, İbrahim isminde bir oğlu oldu. Sirin'i de Eshabından Şair-i Nebi olan Hassan bin Sabit'e verdiler.

En iyi cins ve beyaza çok yakın gri tüylü iki binek hayvanından, katıra Düldül, merkebe de Ufeyr veya Yafur adı takıldı. O güne kadar Arabistan'da ak tüylü katır görülmemişti. Müslümanların ilk gördüğü ak tüylü katır, Düldül oldu. Peygamber efendimiz, hediye edilen billur kadehle su içerdi.

Mukavkıs, Peygamberimizin mektubuna çok hürmet gösterip, fildişinden yapılmış bir kutu içine koydu. Kutuyu mühürledi ve cariyelerinden birine teslim etti. (Adı geçen bu mektup 1267 (m. 1850) senesinde, Mısır'ın Ahmin bölgesinde eski bir manastırdaki Kıbt kitapları arasında bulunmuş ve Osmanlı padişahı 96. Halife Sultan Abdülmecid Han tarafından satın alınarak, İstanbul Topkapı Sarayı, Mukaddes Emanetler Bölümüne konmuştur.)
__________________

__________________
_McKıLıC_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 15.10.2006, 14:47   #10
 
Üyelik tarihi: 15.10.2006
Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.416
Tecrübe Puanı: 1 _McKıLıC_
Standart

Kainatın sultanının mektubu okununca, Mukavkıs, Efendimizin elçisi Hatib'e "Hayırlısı olsun!" dedi. Mısır hükümdarı, kumandanlarını, devlet adamlarını toplayıp, Hatib ile konuşmaya başladı:

"Anlamak istediğim bazı şeyleri soracak, bu hususta seninle konuşacağım." Hazret-i Hatib; "Buyur, konuşalım!" deyince, Mukavkıs; "Sizi gönderen zattan bana haber veriniz. O bir peygamber midir? Biraz bahset!" diye sordu.
Hazret-i Hatib de; "Evet, O bir peygamberdir" dedi. Mukavkıs; "O, böyle gerçekten peygamber ise, niçin kendisini öz yurdundan çıkarıp başka bir yere sığınmak zorunda bırakan kavminin aleyhinde beddua etmedi?"

Hazret-i Hatib; "Sen, İsa bin Meryem aleyhisselamın peygamber olduğuna inanıyorsun değil mi? O, kavmi kendisini yakalayıp, öldürmek istediğinde, buna rağmen onlara beddua etmedi ve cenab-ı Hak, onu, dünya semasına kaldırdı. Mükafatlandırdı. Halbuki, kavminin helâkı için Allahü teâlâya beddua etmesi gerekmez miydi? O böyle yapmadı" deyince, Mukavkıs; "Çok güzel cevap verdin. Gerçekten sen, hikmet sahibi zatın yanından gelen bir hakimsin. Bu gece yanımızda kal, yarın sana cevabımı vereyim" dedi.

Hz. Hatib , hazret-i Musa zamanındaki Fir'avn'ı kasdederek Mukavkıs'a dedi ki: "Senden önce, burada bir hükümdar vardı. O halkına karşı; "En büyük ilah benim!" diyerek Rab olduğunu iddia etmişti. Allah da, onu, dünya ve ahıret azablarıyla cezalandırdı ve ondan intikam aldı. Sen bundan ibret al da, başkasına ibret olma!"

Mukavkıs şöyle cevap verdi:

"Bizim için bir din vardır. Biz bu dinimizi, ondan daha hayırlısı olmadıkça bırakmayız" dedi. Hatib şöyle devam etti:

"Senin bağlı olduğun ve daha hayırlısı olmadıkça bırakmayacağını söylediğin dininden daha hayırlı olan din, hiç şüphesiz İsamiyet'tir. Biz, seni Allahü teâlânın bu son dinine, İslâmiyet'e davet ediyoruz. Allahü teâlâ dinini O'nunla tamamlamış, O'nu insanlara yeterli kılmıştır ve bu kat'idir. Bu Peygamber yalnız seni değil, bütün insanları İslâm dinine davet etti.

O zaman Kureyş, O'na, insanların en fazla tepki gösterip, kaba davrananı; Yahudiler, en çok düşmanlık edenleri; hıristiyanlar da en yakın olanları oldu. Allahü talaya yemin ederim ki, Musa aleyhisselamın, İsa aleyhisselamı müjdelemesi, ancak İsa aleyhisselamın Muhammed aleyhisselamı müjdelemesi gibidir.

Binaenaleyh, bizim seni Kur'an-ı kerime davet etmemiz, senin Yahudileri İncil'e davet etmen gibidir. Şüphesiz malumundur ki, her peygamber kendisini anlayıp idrak edecek bir kavme gönderilmiştir. Ve o kavmin, bu peygambere itaat etmesi üzerine vacib olmuştur. İşte sen de bu peygambere yetişenlerden birisin. Biz, seni bu yeni dine davet ediyoruz"

Mukavkıs kararsızdı:

"Ben bu peygamberin haline baktım. Emirlerinde ve yasaklarında asla akla uygun olmayan bir şey bulamadım. Anladığım kadarıyla O, sihirbaz, kahin ve bir yalancı değildir. Peygamberlik alametlerinden bazı halleri kendinde buldum. Gizli olan şeyleri meydana çıkarmak, bu alametlerdendir. Bazı sırlardan haber vermek, bu zattan ortaya çıktı. Hele biraz düşüneyim!" diyerek mühlet istedi.

__________________
_McKıLıC_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Seçenekler
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:49 .



Powered by vBulletin Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0