![]() |
|
|
|
#1 |
![]() Üyelik tarihi: 15.10.2006
Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.416
Tecrübe Puanı: 1
![]() |
Davet Mektupları [Hz.peygamberin hayatı]
Nebiyy-i muhterem, Hudaybiye'den döndükten sonra, İslâm'ın bütün dünyaya yayılmasını, insanların Cehennem azabından kurtulup, hakiki saadete kavuşmasını arzu ediyordu. Zira O, bütün aleme, rahmet olarak gönderilmişti. Bu sebeple, çevredeki hükümdarlara elçiler gönderip, İslâm'a davet etmeyi düşündüler. Dıhye-i Kelbi'yi , Rum; Amr bin Ümeyye'yi , Habeş; Hatib bin Ebi Beltea'yı , Mısır hükümdarına sefir olarak vazifelendirdi. Ayrıca aynı vazife ile Salit bin Amr'ı , Yemame'ye; Şüca'bin Vehb'i , İran hükümdarına gönderdiler. Bu elçiler, Eshab-ı kiramın en güzideleriydi. Suretleri ve sözleri en güzel olanlarıydı. Her bir hükümdara, ayrı ayrı İslâm'a davet mektupları yazıldı Sevgili Peygamberimiz mektupların altını, gümüş yüzüğünün kaşında üç satır halinde yazılı olan, "Allahü teâlânın Resulü Muhammed aleyhisselam" mührü ile mühürledi. Hükümdarlara gönderilecek elçiler, sabah, Peygamber efendimizin bir mucizesi olarak, gidecekleri devletin lisanının öğrenmiş olarak kalktılar.
__________________
|
|
|
|
|
|
#2 |
![]() Üyelik tarihi: 15.10.2006
Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.416
Tecrübe Puanı: 1
![]() |
Habeşistan'a elçi olarak giden Amr bin Ümeyye hazretleri, Necaşi Eshame'den, daha önce oraya hicret etmiş bulunan Eshab-ı kiramın, Medine'ye gönderilmesini de isteyecekti.
Amr bin Ümeyye kısa zamanda Habeşistan'a varıp, melik Necaşi Eshame'nin huzuruna çıktı. Necaşi, tahtından aşağı indi; Resulullahın mektubunu pek büyük bir hürmet ve muhabbetle aldı. Öptü, yüzüne ve gözüne sürdükten sonra açıp okutturdu: "Bismillahirrahmanirrahim! Allahü teâlânın resulü Muhammed (aleyhisselam)dan, Habeş meliki Necaşi Eshame'ye!.. Hidayete tabi olana selam olsun!... Ey Hükümdar! Selamette olmanı diler, sana olan nimetlerinden dolayı, allahü teâlâya hamd ederim. Ondan başka ilah yoktur. O Melik'tir; bütün kainatta tasarruf sahibi yalnız O'dur. Kuddus'tür; her türlü ayıp ve kusurlardan beridir Selam'dır;kullarını bütün tehlikelerden selamette bulundurucudur. Mü'min'dir ;emniyet verendir. Müheymin'dir ;her şeyi gözetip koruyandır. Ben şehadet ederim ki, İsa (aleyhisselam), Allahü teâlânın, çok temiz, iffet sahibi, her türlü dünya hayatından tamamiyle çekilmiş bulunan Meryem'e ilka ettiği, ruhu ve kelimesidir. Allahü teâlâ, Âdem'i, kudreti ile nasıl yarattı ise, İsa'yı da öyle yaratmıştır. Ey Hükümdar! Ben, seni, eşi ortağı olmayan Allahü teâlâya imana, O'na ibadet etmeye ve bana tabi olmaya, Allahü teâlânın bana gönderdiklerinde inanmaya davet ediyorum. Çünkü, ben, Allahü teâlânın bunları tebliğ etmeye memur resulüyüm. Şimdi ben, sana lazım olan tebligatı yapmış, dünya ve ahiret saadetini sağlayacak nasihatı etmiş bulunuyorum. Nasihatımı kabul ediniz! Hidayete eren, doğru yola kavuşanlara selam olsun." Resul-i ekrem efendimizin mektubunu, büyük bir edeb ve tevazu ile dinleyen hükümdar Eshame, derhal; "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh" diyerek Kelime-i şehadet getirdi ve Müslüman olduğunu harkese ilan ettikten sonra; "Yemin ederim ki, O, kitap ehli olan Yahudi ve hıristiyanların gelmesini beklediği, önceki peygamberlerin geleceğini müjdelediği peygamberdir. Eğer yanına gitmeye imkanım olsaydı, muhakkak gider, hizmetiyle şereflenirdim!" dedi. Mektubu hürmetle güzel bir kutuya koyup; "Bu mektuplar, burada olduğu müddetçe, Habeş'ten hayır ve bereket gitmez" dedi. Resulullah efendimiz Necaşi'ye iki mektup göndermişti. Necaşi Eshame, diğer mektupta bildirilen emirleri yerine getirip, sevgili Peygamberimizin mübarek zevcesi Ümmü Habibe validemizi ve orada bulunan Eshab-ı kiramı gemilere bindirip, pek çok hediyelerle Medine'ye gönderdi. Gönderdiği mektupta iman ettiğini bildiriyordu.
__________________
|
|
|
|
|
|
#3 |
![]() Üyelik tarihi: 15.10.2006
Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.416
Tecrübe Puanı: 1
![]() |
"İçinizde, peygamber olduğunu söyleyen zata, soyca en yakın hanginizdir?". Ebu Süfyan; "O'na, soyca en yakın olan benim" diye cevap verdi.
Heraklius; "Akrabalık dereceniz nedir?" diye sorunca; "Amcamın oğludur" dedi. Heraklius, Ebu Süfyan'ın kendisine yakın getirilmesini istedi ve diğerlerinin de Ebu Süfyan'ın arkasında durmasını söyledi. Ebu Süfyan, ilk önceleri yalan söyledi ise de, hükümdarın tehdidi ile korktu ve yalan söyleyemedi. Sonra aralarında şu konuşma geçti: - Peygamber olduğunu söyleyen zatın, aranızdaki soyu nasıldır? - O, zamanın en iyi soylusudur. Soy bakımından en seçkinimizdir. - İçinizde ondan önce peygamberlik iddiasında bulunan kimse oldu mu? - Olmadı - O'nun ataları içinde hiçbir hükümdar gelmiş midir? - Hayır. - O'na halkın eşrafı mı yoksa fakir ve zayıfları mı tabi oluyorlar? - O'na tabi olanlar fakirler, zayıflar, gençler ve kadınlardır. Kavminin yaşlılarından ve eşrafından tabi olan pek yoktur. - O'na tabi olanlar artıyor mu, azalıyor mu? - Artıyor. - O'nun dinine girdikten sonra beğenmeyerek veya kızarak dönen kimse var mı? - Yoktur. - Peygamber olduğunu söylemeden, O'nun hiç yalan söylediği görülmüş müdür? - Hayır - O peygamberin hiç ahdini bozduğu, sözünde durmadığı oldu mu? -Hayır olmadı. Ancak biz şimdi, onunla bir müddet için çarpışmayı bırakarak antlaşma yapmış bulunuyoruz. Bu müddet içinde kendisinin ne yapacağını bilemiyoruz?. - O size neyi emrediyor? - Yalnız bir olan Allah'a ibadet etmeyi, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamayı emrediyor. Atalarımızın taptığı şeylere (putlara) tapmaktan bizi men ediyor. Namaz kılmayı, doğru olmayı, fakirlere yardım etmeyi, haramlardan sakınmayı, ahde vefayı, emanete hıyanet etmemeyi ve akrabayı ziyareti... emrediyor dedi. Kilisede bu konuşmalar olmuş, Resulullah efendimizin mübarek mektubu okunmuştu. Heraklius mektubu öpüp, gözlerine sürdü ve başına koyunca, Rumlar arasında gürültüler çoğaldı. Ebu Süfyan ve yanındaki Kureyşlilerin dışarı çıkarılmasını emretti. Daha Müslüman olmayan Ebu Süfyan burada yeminle, sevgili Peygamberimizin davasının başarıyla sonuçlanacağına inandığını söylemişti. Dıhye Heraklius'un karşısına geçip mübarek güzel yüzü ve tatlı sesi ile; "Beni sana Busra'dan bir kimse (Haris) gönderdi ki, o, senden hayırlıdır. Allahü teâlâya yemin ederim ki, beni, ona gönderen zat (Resulullah) ise, hem ondan, hem senden daha hayırlıdır. Sen, benim sözlerimi alçak gönüllülükle dinleyip, verilen nasihatleri kabul etmelisin! Çünkü, alçak gönüllülük edersen, nasihatleri anlarsın. Nasihatleri kabul etmezsen, insaflı olamazsın!" dedi.
__________________
|
|
|
|
|
|
#4 |
![]() Üyelik tarihi: 15.10.2006
Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.416
Tecrübe Puanı: 1
![]() |
Heraklius sonra hıristiyanların en alimi, reisi ve kendisinin müşaviri olan Uskuf adındaki kimseyi çağırttı. Resulullahın mektubunu okuttu. Mektubun devamında şöyle buyuruluyordu:
"Allahü teâlânın hidayetine tabi olanlara, doğru yola kavuşanlara selam olsun!" Bundan sonra; Seni İslâm'a davet ediyorum. İslâm'ı kabul et ki, selamet bulasın. Müslüman ol ki, Allahü teâlâ sana iki kat ecir versin. Eğer yüz çevirirsen, bütün hıristiyanların vebali senin üzerinedir!..." (Al-i İmran suresi: 64) Resul-i ekrem efendimizin mektubu okunurken, Heraklius'un alnından ter taneleri dökülüyordu. Mektup bitince; "Süleyman aleyhisselamdan sonra, ben böyle; "Bismillahirrahmanirrahim" diye başlayan bir mektup görmemiştim" dedi. Heraklius, Uskuf'a bu mes'eledeki fikrini sorunca; "Vallahi O, Musa ve İsa'nın (aleyhimüsselam), bize geleceğini müjdelediği peygamberdir. Zaten biz, O'nun gelmesini bekliyorduk" dedi. Heraklius; "Sen bu hususta ne yapmamı tavsiye edersin neyi uygun görürsün?" diye sordu. Uskuf; "O'na tabi olmanı uygun görürüm" diye cevap verdi. Heraklius; "Ben, senin dediğin şeyi çok iyi biliyorum. Fakat O'na tabi olup, Müslüman olmaya gücüm yetmez. Çünkü hem hükümdarlığım gider, hem de beni öldürürler" dedi. Bunun üzerine hazret-i Dıhley'yi ve Adi bin Hatem'i çağırttı. Adi; "Ey hükümdar! Davar ve develer sahibi Arablardan olan şu yanımdaki zat, memleketinde vuku bulan şaşılacak bir hadiseden bahsediyor" dedi. Heraklius; "memleketinizdeki hadise nedir?" diye sorunca, Dıhye ; "Aramızda bir zat zuhur etti. Peygamber olduğunu beyan etti. Halkın bir kısmı O'na tabi olmakta, bir kısmı da karşı koymaktadır. Biz inananlarla, inanmayanlar arasında çarpışmalar olmaktadır" dedi. Bundan sonra Heraklius, Peygamber efendimiz hakkında araştırmaya başladı. Şam valisine emir verip Resul-i ekrem efendimizle aynı soydan bir kişiyi bulmalarını emretti. Bu arada kendisinin dostu olan ve İbranice bilen Roma'daki bir alime de mektup yazıp, bu meseleyi sordu. Roma'daki dostundan, bahsettiği zatın, ahir zaman peygamberi olduğunu bildiren bir mektup geldi. Şam valisi de ticaret için giden bir Kureyş kervanı ile karşılaştı. Bunların içinde, henüz Müslüman olmayan Kureyş'in reisi, Ebu Süfyan da vardı. Ebu Süfyan diyor ki: "Biz Gazze'de bulunduğumuz sırada, Heraklius'un Şam valisi, üzerimize saldırır gibi geldi ve; "Siz, şu Hicaz'daki zatın kavminden misiniz?" diye sordu. "Evet" dedik. "Haydi, bizimle beraber imparatorun yanına gideceksiniz?" dedi." Ebu Süfyan'la yanındakileri Şam'a götürdü. Şam valisi, Ebu Süfyan'ı ve yanındakileri Heraklius'un yanına çıkardı. Bu sırada Heraklius, Kudüs'te bir kilisede bulunuyordu. Veziriyle beraber oturmuş ve başına tacını giymişti. Heraklius, Ebu Süfyan ve yanındaki otuz kadar Mekkeliyi burada kabul etti. Birçok sorular sordu:
__________________
|
|
|
|
|
|
#5 |
![]() Üyelik tarihi: 15.10.2006
Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.416
Tecrübe Puanı: 1
![]() |
Resulü ekrem efendimiz, hazret-i Dıhye-i Kelbi'yi de, Rum imparatorunu İslâm'a davet etmek için vazifelendirmişti. Mektubu, Busra'daki Gassan hükümdarı Harise'e verecek, o da Rum imparatoru Heraklius'a gönderecekti.
Peygamber efendimizin davet mektubunu büyük bir hürmetle alan hazret-i Dıhye, sür'atle Busra'ya geldi. Haris ile görüşüp durumu anlattı. Haris, Dıhye'nin yanına, henüz Müslüman olmayan Adiy bin Hatem'i vererek, o sırada Kudüs'de bulunan Heraklius'a gönderdi. İkisi birlikte Kudüs'e gelip, imparatorla görüşmek üzere temaslarda bulundular. İmparatorun adamları, kendisine; "Kayser'in huzuruna çıktığın zaman, başını eğip yürüyecek, yaklaşınca da yere kapanıp secde edeceksin. Secdeden kalkmana izin vermedikçe asla yerden başını kaldırmayacaksın" dediler. Bu sözler, Dıhye'ye ağır geldi ve onlara; "Biz Müslümanlar, Allahü teâlâdan başka hiçbir kimseye secde etmeyiz. Kul kula secde etmez. Hem insanın insana secde etmesi onun yaratılışına terstir" buyurdu. Bunun üzerine Kayser'in adamları; "O, halde Kayser, getirdiğin mektubu hiçbir zaman kabul etmez ve seni huzurundan kovar" dediler. Hz.Dıhye ; "Bizim peygamberimiz Muhammed aleyhisselam, başkasının, kendisine, değil secde etmesine, önünde hafif eğilmesine bile müsade etmez. Kendisiyle görüşmek isteyen, köle bile olsa, ona ilgi gösterir. Huzuruna kabul buyurur, derdini dinler, sıkıntısını giderir, gönlünü alır. Bunun için O'na tabi olanların hepsi hürdür, şereflidir" buyurdu. Bu sözleri dinleyenlerden biri; "Madem ki Kayser'e secde etmeyeceksin, o halde üzerine aldığın vazifeyi yerine getirebilmen için, sana başka yol göstereyim. Kayser'in, sarayın önünde, dinlendiği bir yer var. Her gün öğleden sonra bu avluya çıkar, oralarda dolaşır. Orada bir minber vardır. Onun üzerinde herhangi bir yazı varsa önce onu alır okur, sonra istirahat eder. Sen de şimdi git, mektubu o minbere koy ve dışarda bekle. Mektubu görünce seni çağırtır. O zaman vazifeni yerine getirirsin" dedi. Bunun üzerine hazret-i Dıhye, mektubu söylenilen yere bıraktı. Heraklius mektubu aldı ve Arpaça bilen bir tercüman istedi. Tercüman Resulullah efendimizin mektubunu okumaya başaldı. Mektubun en üstünde; "Bismillahirrahmanirrahim! Allahü teâlânın Resulü Muhammed'den (aleyhisselam) Rumların büyüğü Herakl'e" diye yazıyordu. Heraklius'un kardeşinin oğlu Yennak, mektubun böyle başlamasına çok kızdı ve tercümanın göğsüne şiddetli bir yumruk vurdu. Tercüman, yumruğun şiddeti ile yere yıkıldı ve mübarek mektup elinde düştü. Heraklius, Yennak'a; "Niçin böyle yaptın!" diye sorunca, o da; "Mektubu görmüyor musun? Mektuba hem senin isminden önce kendi ismi ile başlamış, hem de senin hükümdar olduğunu söylemeyip; "Rumların büyüğü Herakl'e" demiş. Niçin; "Rumların hükümdarı" diye yazmamış ve önce senin isminle başlamamış? Onun mektubu bu gün okunmaz" dedi. Bunun üzerine Heraklius: "Vallahi sen ya çok akılsızsın veya koca bir delisin. Senin böyle olduğunu bilmiyordum. Ben daha mektubun içinde ne olduğuna bakmadan, yırtıp atmak mı istiyorsun? Hayatıma yemin ederim ki; eğer O, söylediği gibi Resulullah ise, mektubuna benim ismimden önce kendi ismini yazmakta ve beni Rumların büyüğü diye anmakta haklıdır. Ben, ancak onların sahibiyim. Hükümdarları değilim" dedi ve Yennak'ı huzurundan kovdu.
__________________
|
|
|
|