![]() |
|
#1607
|
||
|
||
|
AŞK NASIL BAŞLADI?
Alex de Souza Türkiye’ye gelmiş en iyi futbolculardan biri olarak Fenerbahçe tarihine geçti. Evet, her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır. Ama Daiane de Souza, Fenerbahçeliler için sadece Alex’in arkasındaki kadın değil. Kendilerinden bir parça... Daiane, kalbinin ve evinin kapılarını CADDE’ye açtı Kendilerinden önce manşetleri geliyor. Anlaşıldı-öğrenildi-bildirildi-belirtildi belirsizlikleri ve artık taraftarları güldüren, bitmek tükenmek bilmeyen havai haberler eşliğinde. Alex de Souza, onlardan biriydi. Fenerbahçe’ye geleceğinin konuşulduğu günlerde, “Mümkün değil, kandırmayın insanları, gelsin sakalımı keserim” benzeri karşı taraf iddiaları da vardı. Ve evet, gelmek bilmedi! Sonunda, bir yaz günü Yeşilköy’e indi. Çılgın bir kalabalık tarafından karşılandı. Klasik rotayı izledi, oteline yerleşti, imza töreninde flaşlar patladı, formayı giydi, toplu, topsuz fotoğrafları sardı dört bir yanımızı. Şimdi tam hatırlamıyorum ama muhtemelen o çok sevdiğimiz konuşmayı da yapmış olmalı: “Hayatımda böyle coşku, böyle taraftar görmedim!” Hep böyle oluyor. Sonrası şarkıdaki gibi; kimi aylarca, kimi yıllarca, biri yaşamca kalır ya! Alex de Souza, o ‘biri’ oldu. Türkiye’ye gelen en kıymetli yabancılardan biri, taraftarın göz bebeği. Onu çok sevdik. Sevgili eşini de, neredeyse kendisi kadar. Hiçbir tanışıklığa, ortak geçmişe ihtiyaç duymadan, sokakta karşılaşsak çoluk çocuk boynuna sarılacak kadar. Daiane de Souza, genç, güzel, sıcacık bir kadın. Anne. Mutlu sevgili. Milyonların sevdiği genç adamın en kıymetlisi. Onunla, kırık ve çok sevimli Türkçesi ile üç beş kelam, kendini en rahat ifade ettiği Samet Güzel’in çevirisiyle de uzun uzun konuştuk. STAR TV İcra Kurulu Üyesi Feryal Pere’nin, Daiane de Souza ile buluşmasında, ailenin büyük kızı Maria da vardı. Fenerbahçe tribünlerinin simgelerinden biri haline gelen Maria, geçen yıl bir reklam filminde oynadı. Siz daha Türkiye’ye gelmeden, biz hakkınızdaki en önemli şeyleri öğrenmiştik! Kulüp başkanının kızı ve o takımda oynayan bir futbolcu. “Ne şahane bir aşk hikayesi” diye düşündük. İlk başlarda aslında bu benzettiğiniz peri masalını ufak tefek sıkıntıları oldu. Daha ilginç bir ayrıntı vereyim size. Biz ilk başlarda bilmiyorduk. Babamın o zamanlar bir şirketi vardı. Alex’in babası o şirkette çalışıyormuş. Babamın hem Alex’in, hem Alex’in babasının patronu olduğunu bir şekilde öğrendik. Başlangıçta en azından, duble sıkıntılı bir durum tabii. Ama babam o kadar mükemmel bir insan ki. Hiçbir zaman ön yargıları olmayan, hiç kimseyi küçümsemeyen biri olduğu için fazla sıkıntı olmadı. Babamın mükemmel kalbi sayesinde biz bütün sıkıntıları çok hızlı bir şekilde aştık. “Evleniyoruz” dediğiniz anda karşı çıkan oldu mu? Ailemiz ikiye bölündü bu kararımızdan sonra. Bir kısmı destekledi, bir kısmı tamamen karşı çıktı. Karşı çıkanların ne dediğini tahmin edebiliyorum! Brezilya’da olsun Türkiye’de olsun, artık aileler kızlarının futbolcuyla evlenmesini destekliyor. O zaman, futbolcuyla evlenmek revaçta olan bir şey değildi. İyi bir fikir gibi gelmiyordu insanlara. Benim isteğime de sülalemin yarısı karşı çıktı. “Sen başkanın kızısın, varlıklı bir ailenin çocuğusun. Bu hayatı bırakıp futbolcuyla mı evleneceksin?” dediler. Pişman olacağımı, hata yaptığımı söylediler. Fakat babam beni karşısına aldı. “Senin hakkında yorum yapabilecek kişiler ailenden ibarettir. Başka kimseyi dinlemek zorunda değilsin. Şunu unutma kızım. Gidersin evlenirsin, mutlu olmaya çalışırsın. Ama olmazsan her zaman için döneceğin bir evin var. Evimizin kapıları her zaman sana açık” dedi. Böylece sonsuz desteği de babamdan almış oldum. Ne şahane bir baba! Annem de aslında mükemmel bir insandır. Ayağını daha temkinli bir şekilde yere basmak istedi. Babamın önceki evliliğinden başka çocukları var. Ben annemin tek kızıyım. Annem için daha zor bir karardı. Çünkü 16 yaşımda evlendim. Daha 16 yaşındaki kızını bir anda ellere vermek o kadar kolay olmadı annem için. Ama şu anki durumuna baktığımız zaman Alex de benim annemin gerçek bir oğlu gibi zaten. Şu düğün faslına geçelim. Büyük bir düğün müydü, romantik miydi, şenlikli miydi? Brezilya’da evlilik geleneği buradan daha farklı haliyle. Brezilya’da evlilik kilise evliliğidir. Yaşım kilise evliliğine müsait değildi, annemin ve babamın rızası gerekiyordu. Yaşımın dolmasına birkaç ay kalmıştı. Biz de kendi aramızda bir evlilik yapmıştık. Yaşım tuttuğu andan itibaren de kilisede düğünümüzü yaptık. Brezilya’da gelenek şöyledir: Kilisede düğün yapılıp, iki taraf da ‘evet’ dedikten sonra çiftin hayat boyu mutlu olması için eğlenceye geçilir. Parti kısmı başlar. Buradaki düğünlerde belli saatler var ama Brezilya’da ertesi güne kadar sınırsız devam eder. Biz de Alex’le birlikte partiden çıktığımızda saat sabah altıydı. Ama biz ayrılırken davetlilerimiz eğlenmeye devam ediyorlardı. Çok güzel bir düğün oldu. Türkiye, yakın tarihe kadar çok iyi, sıradışı futbolcular için cazip bir ülke değildi. İngiltere, İtalya, İspanya değil sonuç olarak. Ve bir futbolcu gelmeyi kabul etmezse, gazetelerde hemen şöyle yazardı: ‘Karısı istemedi‘. Biz de Alex’in gelmesi uzayınca, “Karısı istememiş galiba, ikna etmek için ne yapsak acaba?” diye planlar kuruyorduk. Arkandan epeyce konuştuk yani! (Gülüşmeler) Neyse, geç de olsa geldi. Gerçekten Türkiye onu korkuttu mu? Direnen Daiane miydi yoksa Alex miydi? Fenerbahçe, Alex’e ilk teklifi yaptığı zaman ben hamileliğimin ortalarındaydım. İlk kızım Maria’dan önce, iki çocuğumu kaybetmiştim. Maria’ya hamile kalmak için bir buçuk yıl tedavi gördüm. Çocuğumuz olmasını çok istiyorduk. Dünyanın hangi kulübü gelirse gelsin, biz teklifi reddecektik. Çünkü doğum çok yakındı, sıkıntılı bir hamilelik devam ediyordu. Önceki travmalardan sonra böyle bir risk almak istemedik. Hatta şöyle açıklayayım. Yedi aylık doğdu Maria, bir süre yoğun bakımda kaldı. Biz bunları daha önceden tahmin ettiğimiz için gelemedik. Türkiye’ye olan güvensizlikten değil, o anda sadece doktorumuza inandığımız ve oradaki güvenli ortamımızı bırakmak istemediğimiz için gelemedik. Zaten ben ikinci çocuğum Antonia’yı burada doğurdum. Biz Antonia’ya ne diyoruz, biliyor musun? Anatolia! (Gülüşmeler) Menajerimiz Figer, teklifi kabul etmeyeceğimizi Fenerbahçe’ye iletince, yöneticiler inanmamış. O kadar inanmamışlar ki, Hakan Bilal Kutlualp ve Mahmut Uslu, Brezilya’ya geldi. Belo Horizonte şehrindeydik. Alex’in oynadığı kulüp Cruzeiro, o şehrin takımıydı. Geldiler ve orada beni ikna etmeye çalıştılar. Ve ben bir söz verdim onlara. Dedim ki, “Çocuğumuz sağlıklı bir şekilde doğsun, söz geleceğiz. Ama çocuğumuz doğmadan kesinlikle gelmiyoruz.” Neyse ki geldik. Böyle bir sevgiyi asla tahmin edemezdim. Çok büyük sürpriz oldu. Çok mutluyuz burada olduğumuz için. İnsan hayattan daha ne ister ki? Saraçoğlu’nun ‘uğur’u Maçlardan önce, uğur olsun diye seni öpmeye gelenlere alışıksın. Bir seferinde ben de geldiğimde, Alex’in annesi ve anneannesi oradaydı. Öylece kalakaldığımı hatırlıyorum. Birebir Alex suratları, aynısı! Sadece ikisi de kadın. Biri daha genç biri daha yaşlı! (Gülüşmeler) Anne, anneanne, torun... Hepsi birbirinin aynısı. Gözleri, gülüşleri aynı. Maria da öyle! “Alex’i tanıdıkça çok sevdim” - Alex gülerse, Türkiye’nin yarısı güler. Alex’in gülmesinde en büyük etken evdeki bu güzel kadın. Çok futbolcu geldi gitti. Ama Alex hepimizin kalbinde başka bir yerde. Daiane yenge, çocuklar yeğen! Daiane, Fenerbahçe taraftarının gözbebeği. Meraklı bir ahali olduğumuz için, konuşmadığımız, sormadığımız pek bir şey kalmadı. Ama şu peri masalından başlayalım. Eski günlere gidelim, Brezilya’ya! Şu müthiş aşkın başlangıcına. İlk nerede gördünüz birbirinizi, olanlar nasıl oldu? Söyledikleriniz için çok teşekkür ederim. Bize gelince, ilk görüşmemiz diye bir şey yok. Babam Coritiba Kulübü’nün başkanıydı. Alex de o takımın futbolcusuydu. Sürekli futbolcularla birlikteydik. Takım, hep amcamın otelinde kamp yapardı. Babam ailesini otele götürmeyi severdi. Yani Alex’le sürekli birbirimizi görüyorduk. Ama başkanın kızıyla, futbolcunun tanışıklığından ibaretti. Bir de Alex’i ilk gördüğümde yaşım çok küçüktü. Bizim takımın futbolcusu olduğu için ona zaten bir ilgim vardı. Ama yürek kıpırtıları zamanla oluştu, onu tanıdıkça çok sevdim. Alex ve Daiane’in ikinci kızı Antonia Türkiye’de doğdu. Fenerbahçe taraftarları, ona Anadolu anlamına gelen ‘Anatolia’ demeyi tercih ediyorlar. Alex, her golden sonra locadaki ailesine koşarken, bütün stat bu aşkı bir kez daha kutsuyor. KÜFÜR DE EDERİM! Daiane de Souza sadece bir futbolcu eşi değil. Taraftar. Fenerbahçelilerin sevincinden güç aldıkları ‘yenge’. Alex’in her anında yanında olan Daiane, eşinin sahadaki hatalarını affetmiyor. “O golü nasıl kaçırdın?” diye kızıyor Tüfek icad olmuş, mertlik bozulmuş olabilir vakt-i zamanında... Güne uyarlanmışı; kamera icad olmuş, maça gelen kadınları süsler sarmış olabilir... Maça gelirken her zamankinden fazla bir özen, “Ah şu kamera bana değerse iyi görüneyim. Kendim için istiyorsam namerdim, derdim takımımı pek güzel temsil etmek” cümleleri, niyet iyiyse inandırıcı olabilir!!! Saracoğlu tribünlerinde bazen süslü bazen sade ama her anında fazlasıyla sahici bir kadın var. Locasında kıpır kıpır... (Bedava mı sandın/para vidim aldım!) Babadan Fenerbahçelilerin, ‘Fenerbahçe tepeden bakmaz, kucaklar, herkesi temsil eder, fabrikatörü ve işçiyi, kulüp başkanının kızını ve emekçiyi, ideal gökkuşağı’ tarifinde Daiane Yenge... Her maçta var. Yedek kulübesine hiç düşmedi. Hep ilk onbirde olacak. Fazlasıyla hak etti. Bugün, tribündeki de Souzaaaa... Daiaaneee! Fenerbahçe taraftarının gözünde Daiane çok kıymetli bir yerde. Alex locaya koşarken, başlangıçta Lacivert Tribün’deki taraftarlar üstüne alınıyordu. “Bize geliyor galiba” diye. Sonra anladık ki sevgilisine koşuyor. Ama hiç fark etmez, orada bir bütünleşme var. Daiane hakikaten bir futbolcu eşi değil, bilmem kaç tane Fenerbahçe taraftarı için. O, Daiane de Souza. Kendi başına çok sevgi kazanmış biri. Çünkü onda bu sıcaklık var. Yenilirsek ağlayacağına, kazanırsak güldüğüne inanılıyor. (Gülüşmeler, öpüşmeler) Beni kelimesiz bıraktınız şu an. Ben kendim olmaya, doğal olmaya çalışıyorum. Ailemden böyle gördüm. Ortamına göre davranmasını, giyinmesini, tavır takınmasını bilen bir insanım. Ama tüm bunları yaparken, hiçbir zaman doğallıktan uzaklaşmadım. Tribünde sevincimi ve üzüntümü gösterirken, “İnsanlar beni fark etsin, kameralar beni çeksin” diye bir düşüncem olmadı. Sadece kendi anımı yaşıyorum, ben oluyorum. Bu da insanların bir şekilde ilgisini çekiyor, diye düşünüyorum. Bundan eminim. Herkes nasıl tribünde “Aleeex” diye bağırıyorsa, aynı heyecanla katılıyorsun. Ben futbolu sevdiğim için maça gidiyorum. Eşim sahada olduğu için gitmiyorum. Her futbolcunun eşi futbolu sevmez. Bana yazılmış bir şey bu. Hem futbolu seviyorum, hem eşim futbolcu, hem de içinde bulunmaktan çok büyük bir mutluluk duyduğum bir yerdeyim. Alex’in kariyerinin büyük, en önemli kısmı burada geçti ve geçiyor. Klişe gibi gelecek ama inanın öyle değil. İnsanlar özellikle bizi çok bağrına bastı, bu en büyük kazançtır. Bizim bu insanlara karşı bir borcumuz oluştu. Gerek benim, gerekse Alex’in. Bu yüzden ben maça giderken, bir zorunluluk diye, eşim orada olduğu için gitmiyorum. Ben oraya taraftar olarak gidiyorum. Tuttuğum takım Fenerbahçe ve onu desteklemeye gidiyorum. Tabii duygularım biraz daha değişik oluyor. Çünkü hem tuttuğum takım sahada, hem takımın önemli parçalardan biri benim eşim. O yüzden farklı bir heyecan oluyor. Duygularımı çift yaşıyorum diyebilirim. Galatasaray maçındaki karı-koca performansınız birbiriyle yarışır! Süperdiniz. Alex bir kriter oldu. Fenerbahçe’nin, en kıymetli... yabancı demeye dilim varmıyor, değil çünkü! Biz de kendimizi yabancı hissetmiyoruz burada. Türkçe’yi biraz daha iyi konuşabilsek aslında Türk’üz diyebiliriz. (Gülüşmeler) Alex, performansının kötü olduğu bir maçtan sonra eve geldiğinde fırça atıyor musun? İçimiz rahat olabilir mi? (Gülüşmeler) Duruma göre değişir. Takım halinde kötü oynarlarsa söyleyecek bir şey yok. Eleştiremezsiniz, çünkü o sadece bir kişi. Ama bazen bizim bilmediğimiz takım içi faktörler oluyor ya da bireysel faktörler oluyor. Ama Alex o kadar fedakâr bir insan ki, bazen ağrıları olmasına rağmen hocasıyla konuşup sahada olmak istiyor. Bu tip zamanlarda belki kötü oynayabiliyor. Ama takımına yardımcı olmak istiyor. Bu tip durumlarda bir şey söyleyemiyorum elbette. Nadiren Alex kötü oynar. O zaman eve geldiğinde elbette kötü oynadığını açıkça söylüyorum. “Şurada pas vermeliydin” gibi kendi çapımda eleştiriler yapıyorum. TRİBÜNDEN MESAJ Ben maça taraftar olarak gidiyorum. Gittiğim zaman küfürümü de ediyorum, her türlü tezahüratımı da yapıyorum. Eşime de küfrediyorum bazen, hak ettiği zamanlar da. (Gülüşmeler) Son maçta mesela golü kaçırdığı zaman eve geldim ve “O golü nasıl kaçırdın?” diye kızdım. Alex, her zaman futbol hakkında benim fikirlerimi öğrenmek istiyor. Sebebini bilmediğim bir şekilde. Hatta en son Kayseri maçında, Alex gitti Kayseri’ye fakat oynamadı ya. Maç sırasında oyun devam ederken bana mesajlar attı durdu. “Ne düşünüyorsun? Maç nasıl gidiyor? Şunu gördün mü? Şu nasıl oynuyor sence?” diye sürekli fikrimi öğrenmek için bir çaba halinde. Alex’in oynamadığı bir gece, evde neler yaşanıyor? Aslında Alex çok sakin bir insandır. Oynamadığı ve maçı televizyondan izlediği zamanlarda, maç başlayana kadar sakinliğini koruyor. Fakat maç başladığından itibaren Alex’in yine sessiz ama heyecanlı dakikaları başlıyor. Ben o zamanlar onu bir yorumcuya benzetiyorum. Çünkü sürekli bir eleştiri halinde. Sürekli, “Topu şuraya at”, “Şunu görmüyor musun?” diye sesini oraya duyurmaya çalışıyor. O anda sahada olmak istediği için, kendini böyle rahatlatıyor. Oturup dua etmesi çok etkileyici! Maçtan önce ne konuştuğunu, ne dua ettiğini açıkçası bilmiyorum. Çünkü Alex’e özel. Sorduğumda, sadece koruma ve bol şans istediğini, herkes adına hayırlı, güzel bir maç olmasını isteğini söyledi. Net olarak şunu söyleyebilirim ki, Alex inancı çok fazla olan bir insan. Bu inancında ne kadar dürüst olduğunu saha içinde zaten gösteriyor. Maçlardan önceki duayı her sabah kalktığında eder. O zaman yere oturmuyor tabii, yataktayken duasını ediyor. Her gün aynı kalkar. Bana ve çocuklara, “Günaydın” der, elini yüzünü yıkar, yatağa oturur, duasını eder ve gününe devam eder. Bilimsel bir soru sormak istiyorum. Maça gitmeden önce Alex’in ve senin bir uğurunuz var mı? Bizim uğur getirdiğine inandığımız herhangi bir şey yok. Uğuruna inandığımız şey çalışmaktır. Biz çalıştığımız sürece korunacağımıza, çalıştığımız sürece başarılı olacağımıza inanan insanlarız. O yüzden de başka bir şey yapmaya ihtiyaç duymuyoruz. Çocuklar maça geliyorlar. Ne anlıyorlar çok merak ediyorum? Maria, maçları anlıyor artık. Bizim beklediğimizden çok daha fazla ilgi gösteriyor. Özellikle babasının oynadığı maçlara. Asıl ilginç olan Antonia. Aslında çok fazla bir şey anlamıyor. Fakat ne zaman sarıyla laciverdi yan yana görse, “Babanın maçı, babanın maçı” diye bağırmaya başlıyor. En son 3-1 kazandığımız Galatasaray maçına onu götürmedik. O evde televizyondan maçı takip etti, bakıcılarla birlikte. Gol sevincinde televizyonda bizi görmüş ve bağırmaya başlamış, “Beni hemen maça götürün” diye. “Damarları çıkıyorsa tamamdır” Taraftarın inandığı bir şey var. Takım çıkıyor sahaya. “Alex ciklet çiğniyorsa, kazandık” diyorlar. Bunu biliyor muydun? (Gülüşmeler) Biliyorum. Çok da güzel çiğner! Damarları da çıkar! Aslında bunun bir açıklaması yok gibi bir şey. Ama güzel bir yorum olduğunu söyleyebilirim. Çünkü o anda ben hissedebiliyorum eşi olarak. Dişleriyle sakızı çiğnediği anda boynundan damarları çıkarak, tamamdır. O anda bir şeyler yaşıyor kafasında. Maçı oynamaya başlıyor aslında, daha düdük çalmadan. Açıklaması yok. Taraftara moral veriyorsa, ne mutlu! |
|
#1609
|
||
|
||
|
çok güzel paylaşım tebrikler
|
|
#1610
|
||
|
||
![]() ![]() varsa cok cok ozur paylasimlar cok guzel |
![]() |
| Bookmarks |
| Seçenekler | |
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:06 . |